Günümüzün en moda deyimlerinden biri… Duygusal Zeka.
Duygusal Zeka kavramı aslında ilk kez Howard Garner tarafından ortaya atılmış, ancak en parlak dönemini yaşamaya Daniel Goleman’ın “Duygusal Zeka”i isimli kitabını yazmasından sonra yaşamaya başlamıştır.
Peki nedir Duygusal Zeka?
Duygusal Zeka kavramı tartışılmaya başlandığından beri en fazla yanlış anlaşılan konulardan 2’si yukarıda belirtilen tanımlardır.
Peki nasıl tanımlayabiliriz Duygusal Zekayı? Benim en sevdiğim Duygusal Zeka tanımlarından biri:
“Duyguların gücünü,insan ilişkilerinin kaynağı olarak anlama ve etkin bir biçimde kullanma yeteneği”dir. Yani daha anlaşılır bir deyişle Duygusal Zeka, duyguları anlayarak duyguların gücünü etkili bir şekilde kullanmaktır. Bu aşamada sadece karşıdaki kişinin değil, kendi duygularımızı anlamak da çok önemlidir. Hatta Duygusal Zeka’da ilk ve en önemli aşama kişinin kendini tanıması, anlaması, kendi duygularının farkında olmasıdır.
Duygusal Zekadan bahsedilirken kullanılan kısaltma ise “EQ” dur. EQ akronimi, İngilizce’de “Emotional Quotience” yani “Duygusal Katsayı” olarak açıklanabilir. IQ ise “Intelligence Quotience” kısaltması ile yani diğer bir deyişle, “Matematiksel Zeka Katsayısı” olarak açıklanabilir.
Peki Duygusal Zeka’nın yani EQ’nun IQ ile ilişkisi nedir?
Genellikle birbirine zıt gibi görünen bu iki kavram aslında biri olmadan diğerinin çok fazla anlam ifade etmeyeceği, birbirini tamamlayan kavramlardır.
Peki iş yaşamında hangisi daha önemlidir?
Yapılan bazı araştırmalar, EQ’nun iş yaşamındaki başarı üzerinde % 75-96 oranında, IQ’nun ise %4-25 oranında etkisi olduğunu göstermektedir. Tabii IQ’nun düşük olduğu durumlarda EQ’nun çok yüksek olması da çok fazla anlam ifade etmeyebilir, ancak EQ kavramının içinde insanları anlama, onların duygularına göre davranma, onları motive etme gibi başarıyı direkt etkileyen konular olmasına nedeni ile özellikle takım çalışmasının son derece önemli olduğu son yıllarda bu kavramın daha ön planda olması kaçınılmazdır.
Duygusal Zeka kavramının genel tanımını yaptıktan sonra şimdi bu kavramla ilgili daha detaylı bilgiler aktarmaya başlayabiliriz.
Duygusal Zeka’nın 4 alt başlığı vardır:
Bazı kaynaklarda bu 4 başlığın dışında bir de Kişisel Motivasyondan söz edilir, ancak bu yazıda sadece üstteki 4 kavrama odaklanacağız.
Öz Bilinç
Öz Bilinç kişisel farkındalık olarak da tanımlanabilir. En yalın haliyle, kişinin kendi duygularının, kendi güçlü ve zayıf yanlarının farkında olması olarak açıklanabilir. Duygusal Zeka açıklanırken ilk olarak bahsedilmesi gereken konunun Öz Bilinç olmaıs çok normaldir, çünkü her şey kişinin kendini tanıması ile başlar. Kendini tanımayan, kendi duygularının farkında olmayan bir kişi, başkalarının duygularını anlayıp, onları yönetemez.
Öz Bilinci yüksek kişi, kendi güçlü yönlerini bilir. Neyi yaparsa mutlu olacağını, hangi yönlendirip ön plana çıkarması gerektiğini bilir. Bu iş yaşamı için son derece önemlidir.
Kişinin kendi yeteneklerini bilmesi, güçlü yönlerinin farkında olması, kendisi için doğru işi seçmesi açısından da çok kritiktir. Ne yazık ki, mesleğimizi seçtiğimiz yaşta, bu farkındalıkların çoğunu henüz geliştiremiyoruz, ancak ebeveynlerin, öğretmenlerin kişileri yakından tanıması bu aşamada çok yardımcı olabilir. Bugün pek çok kişinin yaptığı işten memnun olması, dahası kendisine uygun olmayan bir işi yapıyor olmasının temelinde yatan sebep, Öz Bilinç sorunudur. Örneğin, detaylarla uğraşmayı hiç sevmeyen, rakamlarla arası pek iyi olmayan bir kişi, Muhasebe vb. iş yapar ise, o kişinin yaptığı işte çok mutlu ve başarılı olmayacağı gayet aşikardır.
Öz Bilinç güçlü yönlerimizin yanında zayıf yönlerimizin, moda deyimle –gelişim alanlarımızın- farkında olmamızı da sağlar. Zayıf yönlerimizin farkında olarak onları geliştirmeli ve dolayısı ile kendimizi geliştirmeliyiz. İnsanoğlunun sürekli tekamülden ibaret bir psikolojik varlıktan ibaret olduğunu düşünürsek bu da iş ve sosyal yaşamda çok önemlidir. Tabii ki sadece farkında olmak yetmez, mutlaka farkında olduğumuz bu yönlerimizi geliştirmek için ciddi çaba da harcamalıyız.
Bu aşamada kişisel gelişimin 4 önemli aşamasından bahsedebiliriz:
Duygusal Zekanın olmazsa olmazı ve başlangıç aşaması olan “Öz Bilinç” ile ilgili iletmek istediklerimiz şimdilik bu kadar. Şimdi de 2. Önemli konu olan Öz Yönetimden bahsedelim.
Duygusal tepkilerin kontrol edilmesi konusuna gelmeden önce hangi duyguları yaşadığımıza bakalım.
Yukarıdaki herbir duygunun sonucu olarak verdiğimiz bir tepki vardır. Örneğin zevk duygusunun alt kümesinde bulunan mutluluk duygusu sonucunda gülebilir, duygusal paylaşımda bulunabiliriz. Üzüntü duyduğumuzda ağlayabilir, korktuğumuzda da kaçabiliriz.
Tüm bu duyguların arasında bizim için en yıkıcı tepkileri verdiğimiz duygumuz öfke duygusudur. O nedenle bu bölümde tek tek tüm duyguları incelemek yerine, sadece öfke duygumuza odaklanacağız. Öfke duygusu sonucunda, karşımızdaki kişi ya da kişilere fiziksel ya da duygusal zarar verebiliriz. Öfke duygusu sonrasında verilen tepkiler sonucunda, pek çok manevi ya da maddi kayıplar yaşayabiliriz, öfkemizi yönetemediğimizde, işimizi, eşimizi, sediğimiz insanları, paramızı, özgürlüğümüzü ve hatta ve hatta hayatımızı bile kaybedebiliriz. O nedenle öfke duygumuzun sonucunda vereceğimiz tepkileri mutlaka kontrol altına almalıyız. Duygusal zekası yüksek insanlar, öfkelendikleri zaman bunun farkına varıp, öfke yönetimini doğru yaparak, öfkenin getirdiği hasar ve zararlardan kendilerini ve çevrelerini koruyabilirler.
Peki nasıl öfkeleniyoruz? Öfkelenince beynimizde neler oluyor?
Beynimizde bulunan bir bölge olan Amigdala, bizi ani tepkiler vermemiz gereken durumlara karşı koruma altına alıyor. Bu sadece dışarıdan fiziki bir tepki geldiğinde değil, anlık olarak tepki vermemiz gereken her durum için geçerli br korumayı kapsıyor. Örneğin trafikte yayalar içinde kırmızı ışık yandığında, bir yaya olarak düşünmemize fırsat kalmadan duruyoruz, ve neden durduğumuzu bilmeden bu eylemi gerçekleştiriyoruz, bu süreçte düşünme ile ilgili hiçbir eylem gerçekleştirmiyoruz. Çünkü, anlık olarak durmamız gereken yerde, düşünme merkezimizin devreye girmesini bekleyip tepki vermeye çalışırsak, kırmızıda durmayıp ya da geç durup tehlikeli bir durumda karşılaşabiliriz. Bu durum aynı şekilde başkaları tarafından istemediğimiz bir davranışla karşılaştığımızda, kötü bir söz işittiğimizde, ani olarak tepki vermemizi gerektiren herhangi bir fiziki savunma durumunda da geçerlidir.
Amigdala’nın asıl amacı bizi bu tip ani tepki vermemiz gereken durumlarda, düşünmeden tepki vererek korumak olmakla birlikte, özellikle öfke anlarında düşünmeden verdirdiği tepkiler nedeniyle zor durumda kalmamıza neden de olabiliyor. Gördüğümüz ya da duyduğumuz bir şey o anda hiç vakit kaybetmeden amigdala tarafından algılanıp hemen anlık olarak tepki göstermemize neden olur. Amigdala’nın devrede olduğu anda, beynin düşünce merkezi devre dışıdır. O nedenle anlık olarak verdiğimiz ilk tepki düşünce ürünü değildir, ve genellikle de doğru değildir. O ilk tepkiyi verdikten 8 saniye sonra da, amigdala’nın işlevi biter ve artık beynimizin düşünce merkezi devreye girer, diğer bir deyişle artık bilinçsizce verdiğimiz tepki sona erer ve biz düşünmeye başlarız. O nedenle ilk tepki verdiğimiz anda biliçsizce rahatlar, 8 saniye sonra düşünce merkezimiz devreye girince ise, söylediğimiz ya da yaptığımızdan dolayı pişmanlık duyarız.
Bunun için yapmamız gereken en önemli şey, öfkelendiğimizi ve öfkemizden dolayı tepki vereceğimizi fark ettiğimiz anda bu tepkiyi vermemek için kendimizi kontrol altına almaktır. Bunun için 1’den 10’a kadar sayabilir, bir yudum su içebilir, sevdiğimiz birinin fotoğrafına bakarak dikkatimizi başka yöne çekebiliriz. Eğer uygun bir ortamda ise, o anda ortamı terk edebilir, telefonda konuşuyor isek, telefonu uygun ifade ile kapatabiliriz. Bütün bu yapabileceklerimizin arasında yapabileceğimiz en etkili şeylerden biri de diyafram nefesi almaktır. Diyafram nefesi diyaframımızı şişirerek brnumuzdan nefes alıp ağzımızdan yavaş yavaş nefes vererek yapılabilir.
Bir kişiyi anlayabilmenin ilk adımı o kişiyi dinlemekten geçer. Dinlemek çok basit göründüğü halde aslında çok da kolay yapamadığımız bir eylemdir. Herkes dinlemeye çalışır, ancak çok az insan gerçekte dinler.
Etkin dinlemede:
Vb. pek çok iletişim engeli vardır. Kişinin karşı tarafı etkin şekilde dinleyip anlayabilmesi için öncelikle ön yargılardan uzak, kendi söyleyeceklerini düşünmeden, tamamen karşıdaki kişiye odaklanarak dinlemesi gerekir, ama dediğimiz gibi günümüz yoğun yaşam şartlarında bunun mükemmel şekilde yapılması her zaman mümkün olmayabilir.
Etkin dinleme yaptıktan sonra kişinin, karşı tarafı iyi anlamasından sonra, önemli 2. adım ise, kendini doğru ifade etmesidir. Bunun için doğru beden dilini kullanmak, uygun ses tonu ile konuşmak, olumlu iletişim dilini kullanmak son derece önemlidir.
İlişki Yönetimi başlığı çok derin konuları içerdiğinden sadece dinleme ve ifade etme olarak açıklanamaz, aynı zamanda kişilerin bu şekilde kurmuş oldukları ilişkileri uzun süre sürdürebilemeleri de yine bu başlık altında incelenebilir.
Kuşadası Belediyesi çalışanları ile Duygusal Zeka Ve Kaygı konuştuk. Çok güzel iki grup ile çok verimli 4 saat geçirdik.
Erus Grubun değerli çalışanları ile İş Yaşamında Duygusal Zeka kavramını konuştuk ve çok keyif aldık.
Vakıfbank'ın genç ve dinamik çalışanları daima yanımızda
DUYGUSAL ZEKA VE LİDERLİK Semineri, Kariyer.net 06.01.2020 - 14.00 - Ceyda Ceylan, ccegitim.com.tr