Karar Vermek mi?

10 May 2017
ccegitim
343
0

Karar Vermek mi?

Sıradan bir günde kaç kez karar veriyoruz. Kaç kez verdiğimiz kararı uyguluyor ve kaçında iyi bir karar verdiğimizi düşünüp mutlu oluyoruz? Ya da kararlarımızın yüzde kaçında keşkelerimiz önemli bir motif halini alıyor?

Attığımız her adımda, verdiğimiz kararlar için durup düşünecek zamanımız yok. Hayat, saatte 320 km hız yapan bir yarış arabası gibi önümüzden hızla geçiyor, bazen geçerken çıkardığı motor sesini duyuyor, bazen de sadece rüzgarına kapılıyoruz. İşte tam da bu yüzden her an yeni bir karar verip bir sonrakine geçiyoruz.

Sizce verdiğimiz kararların ne kadarlık bir dilimini düşünerek veriyoruz?

Her direksiyonu çevirdiğimizde, her telefon görüşmesinde, birisiyle karşılaştığımızda ona vereceğimiz bir hoş seda bile bir karar neticesinde ortaya çıkıyor. Çok önemli bir iş toplantısında, bazen sosyal hayatımızda köşe taşı olacak bir yeteneğimiz hakkında ya da evliliğimiz ile ilgili kendimizi sürekli karar verirken buluyoruz. Ve her karar başka bir kararın doğum sancısı oluyor.

Araştırmalar bir gün içinde verdiğimiz kararların binlerce olduğunu bize söylüyor.

Karar vermede beyin iki sistem kullanıyor: Bilinçli ve Bilinçdışı sistem.
Stanford Üniversitesinin 2012 yılındaki yaptığı araştırma sonucu, kararlarımızda bilinçli sistemin rolünün sadece %6 olduğunu söylüyor.

Sadece %6…

Bilinçdışı sistem neredeyse tüm karar verme mekanizmasını ele geçirmiş durumda. Beyin, karar verme aşamasında muhakkak kestirme yollar kullanarak karar veriyor. Hayatın hızı ve akışı dahilinde dışarıda kalmamak ve toplumun çoğunluğunun uyduğu kararlara uymak istiyor. Ve pek çok kararı düşünmeden sırtımızdaki çantaya atıyoruz. İyi ki ve keşkelerimizi de yanına almayı ihmal etmiyoruz.

Bu konu ile ilgili detaylı bir çalışma gerçekleştirilmiş:

Çocuklara soruyorlar; “Size bir kamera versek üçüncü bir göz gibi aynı anda görebileceğimiz bir kamera olsa vücudunuzun neresine yerleştirmek istersiniz?”

Çocuklar genel itibari ile ortak noktada verilen bir cevapta buluşuyor.
Aynı soru yetişkinlere sorulduğunda ise yine çoğunluk aynı cevapta hemfikir.
Fakat iki grubun verdiği cevaplar birbirinden çok farklı.

Yetişkinlerin büyük bir çoğunluğu kamerayı ‘Enseme yerleştiririm’ diyor. Sebebi tamemen bilinçdışından gelen ‘güven’ ile ilgili kısım.

Bilinçdışı yani verdiğimiz kararların %94’ünde söz sahibi olduğu söylenen kısım, karşısına çıkan her soruya önce kendi içinde eksik olan parçayı tamamlayacak şekilde cevaplıyor ve bu şekilde karar aldırıyor. Görevi, eksikliği gidermek. Güven ile ilgili bir sıkıntı varsa kamerayı enseye yerleştirdiğimizde doğru bir karar verdiğimizi düşünmemizi sağlıyor. Fakat kamerayı enseye takıp hayatımıza dahil ettiğimizde ise aldığımız kararın eksiklerini görmeye başlıyoruz.Tam da bu noktada keşkeleri hayatımıza dahil ediyoruz. ‘Keşke enseme takmasaydım, kör noktalar var. Yukarıyı göremiyorum, yanları göremiyorum.’ gibi eksiklere odaklanıyoruz. Hayatımızdaki keşkelere ve onlar için karar verdiğimiz ana döndüğümüzde ise bilinçdışı parametreleri karşımızda buluyoruz.

Bu soruya çocukların verdiği cevap ise, ‘eğer bir kamera verilirse onu parmağıma takar ve göremediğim her yeri görebilirim.’ Yaratıcılıklarının son derece yüksek olduğu cevap. Henüz bilinçdışında güven ile ilgili eksiklik olmadığı için yaratıcılıklarını engelleyen görünmez prangaları yok. Kararlarında daha özgürler.

Yetişkin olarak bizler kararlarımızı verirken bilinçdışını sürekli manipüle eden çevrenin, pazarlamacıların ve reklamcıların bilinçaltımızı işgal ettiğini bilerek o gözle bakmaya başlamamız küçük bir kapı aralıyor olabilir.

Earl Wilson’ın dediği gibi:
“Hiçbir şey, karar verebilme yeteneğine sahip olmak kadar zor ve onun kadar kıymetli değildir.”

Yazar : ÜMRAN COŞKUN